Yazar: John Perkins
4.Baskı
Belirli bir sisteme yıllarca itaat ve hizmette kusur etmemiş bir insanın itirafları ne kadar etkili olabilirse o kadar etkilendim kitaptan.
Itiraf nedenlerini kendince şöyle sıralamış;
1) Rüyasında Hz.İsa(as)yı görmüş,
2) Endonezya’da genç bir grup yazarı, anti-amerikancı bir kukla gösterisine götürmüş ve bu gösteride halkçı görünen bir devlet görevlisi 3 gün sonar ölmüş,
3) İran’da bir genç kendisini devrimden önce uyarmış ve yazar ülkeyi terkettikten hemen sonra devrim olmuş…
Bir kaç vicdani sızlama neticesinde kaleme aldığı bir kitap. Hissettiğim kadarıyla “En çok satanlar listesinde” yer almak kitabı yazma nedenlerinden birisi. Sanırım yayınlandığı sıralarda da “top seller” da yer almışta…
Kitabın ana teması Şirketokrasi. Büyük şirketler ülkelere yüklü miktarda borçlar verip otoban, enerji santralleri, binalar, havaalanları, limanlar ve demiryolları yapımını kendi şirketlerine ihale ettirdikleri bir sistemin adı. Kitaptan aldığım birkaç örneği paylaşmak istiyorum;
- Süveyş kanalının yapımını yönetmiş olan Fransız mühendis Ferdinand de Lesseps, Atlantik ve Pasifik okyanuslarının birbirine bağlamak için Orta Amerika’da bir kanal yapmaya karar verdiği zaman Panama, Kolombiya’nın bir parçasıydı.Fransızlar 1881 yılından başlayarak birbiri ardına felaketlere maruz kalan devasa bir proje üstlendi. Sonunda proje 1889 yılında çöktü ama Roosveltin esinlenmesine neden oldu. 20.yüzyılın ilk yıllarında Amerika,Kolombiya’dan kanalın geçmesi planlanan kara parçasını bir Kuzey Amerika konsorsiyumuna devredecek bir anlaşma imzalamasını istedi ama Kolombiya reddetti. Başkan 1903 yılında savaş gemisini bölgeye gönderdi. Karaya çıkan Amerikan askerleri yerli bir popülüs milis komutanını yakalayıp öldürdü ve panama’nın bağımsızlığını ilan etti. Başa kukla bir hükümet getirildi ve ilk kanal anlaşması imzalandı. Anlaşma gelecekteki suyolunun her iki tarafında bir Amerikan bölgesi oluşturuyor, askeri müdahaleleri yasallaştırıyordu…
- David Harris’in Ay’ı Vurmak isimli kitabından; Dünyanın her köşesinde Amerikalıların çatıştığı binlerce lider, kral, diktatör ve cunta arasından Manuel Antonio Noriega, Amerikalıların bu şekilde peşinden geldiği tek isimdir. 225 yıllık resmi varlığı sırasında birleşik devletler sadece bir defa başka bir ülkeyi işgal edip lideri kendi toprakları içinde Amerikan yasalarına karşı gelmiş olmasından dolayı yargılanması ve hüküm giymesi için birleşik devletlere götürmüştür.
- Yazarın vicdanından bir paragraf; Ben de profesyonel bir asker olmuştum. Bu gerçeği kabullenmek, suçların işlenip imparatorlukların kurulması sürecinin daha iyi anlaşılmasının da kapısını araladı. Artık, bu kadar insanın hunharca eylemleri nasıl gerçekleştirmiş olduklarını anlayabiliyordum. Örneğin, iyi aile babası İranlıların nasıl olupda Şah’ın acımasız gizli polisi için çalışabildiklerini, iyi Almanların nasıl olup da Hitlerin emirlerine uyabildiklerini, iyi Amerikalıların nasıl olup da Panama şehrini bombalayabildiklerini…
- Irak; petrodolarlar, kesintisiz petrol sağlama sözü ve tahvillerin faizinin tüm Irak’ın altyapı sistemlerini iyileştirmek, yeni şehirler yaratmak ve çölleri birer vahaya dönüştürmek için Amerikan şirketlerini tutmakta kullanılmasını sağlayacak bir anlaşma karşılığında ona Amerikan devlet tahvili vermeye razıydık. Diğer birçok ülkede yaptığımız gibi, ona tanklar ve savaş uçakları satmaya ve bu teknolojiler gelişmiş silahların yapımında kullanılabilecek olsa bile, kimyasal tesisler ve nükleer santraller kurmaya razı olabilirdik…
- 2003 yılı başlarında, Subaru Outback’imin içinde, Quito’dan Shell’in orman kasabasına giderken, o gün gelmişti bile. Chavez, Venezuela’da kontrolü yeniden ele geçirmişti. Bush’a karşı gelmiş ve kazanmıştı. Saddam ise inatla tutumunu değiştirmiyor ve istila edilmeyi bekliyordu. Petrol stoklarımız son 30 yılın en düşük seviyelerindeydi ve ana sağlayıcılarımızdan daha fazlasını alma olasılığımız yoktu. Bir koza ihtiyacımız vardı. Ekvador’dan diyetimizi istemenin vakti gelmişti. Pastaza nehri üzerindeki o ucube barajın yanından geçerken,ekvador’daki savaşın dünyanın zenginleri ile yoksulları arasındaki klasik mücadele olmadığının farkına vardım. Bu savaş sonunda kim olduğumuzu tanımlayacaktı. Bu minik ülkeyi, amazon yağmur ormanlarını petrol şirketlerimize açmaları için zorlamak üzereydik…
Ve kitabın sonunda beni etkileyen cümle; Gerçek öykü bu yalanı yaşamakta olduğumuzdur. MAIN özgeçmişim gibi, yüzeyin altındaki ölümcül kanserleri gizleyen bir cila yarattık. Bu kanserler, istatistiklerimizin çektiği röntgenler tarafından ortaya çıkarılmıştır. Bu röntgenler aynı zamanda, tarihin en güçlü ve varlıklı imparatorluğunun, kabul edilemez derecede yüksek intihar, uyuşturucu kullanımı, boşanma, çocuklara karşı vahşet, ırza geçme ve cinayet oranlarına sahip olduğu korkutucu gerçeğini ve bu sorunların, aynen habis bir kanser gibi, her yıl artan şekilde yayıldığını da ortaya koymaktadır. Kalplerimizde her birimiz acı çekmekteyiz. Değişiklik için haykırıyoruz. Ama, bu haykırışları susturmak için yumruklarımızı ağzımıza tıkadığımız için de duyulmuyoruz. Tüm bunları bir komplonun üzerine atabilsek iyi olurdu ama yapamayız. İmparatorluk, büyük bankaların, şirketlerin ve hükümetlerin verimliliğine dayanmaktadır, ama bir komplo değildir. Bu şirketokrasi biziz, onu bizler olur hale getiriyoruz ki çoğumuzun ayağa kalkıp ona karşı gelmemizi zorlaştıranda budur. Onun yerine, gölgelerde gezinen komplocular görmeyi tercih ediyoruz. Çünkü çoğumuz ona çalışıyoruz. Bizi besleyen sahibimizin elini ısırmayı göze alamıyoruz…
Bu kitapta ilgi çekici bir satır arası var. Görüldüğü üzere Şirketokrasi zulmü sadece İslam dünyasına yapmamış. Paralel olarak Guatemala, Panama, Ekvador, Küba, Venezüela gibi Müslüman olmayan ülkelere de bazen aynı bazen daha şiddetli zulümler gerçekleştirmişler. Duruma sevinsek mi?
Bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.


